Köşe Yazısı

Tahammül Bilinci ve Ahlakını Peygamberlerden Öğrenmek

Tahammül Bilinci ve Ahlakını Peygamberlerden Öğrenmek

Günümüzde, her geçen gün artan gerilimler, çatışmalar ve hoşgörüsüzlüklerle karşı karşıyayız. Bu tür zorluklarla başa çıkmak, daha huzurlu, güvenli ve barışçıl bir toplum inşa etmek için bu alanda önemli enstrümanlardan birisi olan tahammül bilinci ve ahlakına ihtiyaç vardır. Bu bilinci ve ahlakı öğrenmenin ve onu hayata uygulamanın yolu da peygamberlerin yaşamlarından ve öğretilerinden ilham almaktır. Zira insanlık tarihi boyunca, peygamberlerin yaşamları ve öğretileri toplumlarına ışık tutmuş, onlara hem manevi rehberlik hem de ahlaki önderlik sağlamıştır. Peygamberler, yaşamları boyunca gösterdikleri ahlaki üstünlükler ve tahammül bilinciyle insanlığa ilham kaynağı olmuşlardır. Bu yazıda, peygamberlerin örnek yaşamlarından yola çıkarak tahammül bilinci ve ahlakını ele alacağız.

Tahammül, birçok kültürde ve dinde kutsal bir erdem olarak kabul edilmiştir. Tahammül, karşısındakine hoşgörüyle yaklaşma, sabır gösterme ve anlayışla karşılama anlamına gelir. Peygamberler, yaşamları boyunca birçok zorluğa ve sıkıntıya maruz kalmışlardır. Ancak bu zorluklar karşısında gösterdikleri tahammül, onların büyük bir ahlaki üstünlük sergilemelerini sağlamıştır. Kendilerinden olmadık isteklerde bulunan, onlara eziyet eden ve onları yurtlarından çıkarmak isteyen kavimlerine karşı peygamberler sabretmiş, yapılanlara tahammül göstermiştir. Tahammül göstermekle de yetinmemiş şunu da haykırmışlardır: “Allah bize izlememiz gereken yollarımızı göstermişken, ne diye O’na güvenmeyelim ki? İşte bunun için, ey zâlimler, bize çektirdiğiniz eziyetlere sonuna kadar göğüs gereceğiz. Mademki her şeyin sahibi Allah’tır, o hâlde sağlam bir güce dayanıp huzur ve emniyete kavuşmak isteyenler, yalnızca Allah’a güvensinler!”[1]

Ayette zikredilen "Bize çektirdiğiniz eziyetlere sonuna kadar sabredeceğiz-göğüs gereceğiz.” ifadesi, peygamberlerin kavimlerinin zulmüne maruz kaldıklarında nasıl bir tepki ve tutum sergilediklerini gösterir. Bu ifade, peygamberlerin sabır ve direnişlerini dile getirirken aynı zamanda kavimlerinin baskı ve tehditlerine boyun eğmeyeceklerini davalarına ve inançlarına sonuna kadar bağlılıklarını da yansıtır. Çünkü kavimlerinin inkârı, alayları, zulmü ve hatta fiziksel şiddeti, peygamberlerin karşılaştığı zorluklardan sadece birkaçıdır. Ancak peygamberler, bu zorluklara sabır göstermiş ve Allah'ın buyruklarını iletmekten vazgeçmemişlerdir. Ayrıca, bu ifade aynı zamanda Allah'ın adaletine olan inancı da yansıtır. Peygamberler, kavimlerinin zulmüne maruz kaldıklarında bile, Allah'ın adil olduğuna ve sonunda adaletin tecelli edeceğine inanarak sabretmişler, Allah'a olan güvenlerinin eninde sonunda meyvesini vereceğine teslimiyet göstermişlerdir. Nitekim inkârda direnenler, kendilerine gönderilen elçilere: “Ya sizi yurdumuzdan sürüp çıkarırız veya bizim inancımıza dönersiniz!” tehdidini savurduklarında Rableri elçilerine şöyle vahyetti: “Biz bu zalimleri kesinlikle helâk edeceğiz[2]

Yine ayette dile getirilen “o hâlde sağlam bir güce dayanıp huzur ve emniyete kavuşmak isteyenler, yalnızca Allah’a güvensinler!” ifadesi hem peygamberlerin hem de onlara iman edenlerin gösterdikleri sabır ve tahammüllerinin kaynağını ortaya koymaktadır. Hz. İbrahim kendisini ateşe atan kavmine direnç gösterirken ve -rivayetlere göre- kendisine yapılan ilahi yardım tekliflerini kabul ettirmeyen tek şey Allah’a olan güveni ve tevekkülüdür. Bu nedenle ateşe atılırken Hz. İbrahim şöyle demişti: “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.” İbn Abbas’a göre bu sözü ilk olarak Hz. İbrahim söylemiştir. Hendek/ahzab gazvesi esnasında “Hz. Peygambere ve mü’minlere insanlar size karşı birleşip güç topladılar.” denilince onlar “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.” cevabını vermişlerdir.[3] Bu durum Kur’an’ı kerimde şu şekilde zikredilir: Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar, kendilerine: ‘Düşmanlarınız size karşı ordu hazırlamış, o hâlde onlardan korkun!’ dediklerinde, bu onların imanını artırır ve şöyle derler: “Bize Allah yeter! O ne güzel vekildir!”[4]

Hz. Muhammed (s.a.v) de sabır, tahammül ve hoşgörü konusunda örnek bir yaşam sürmüştür. Hz. Muhammed, farklı inançlara ve kültürlere mensup insanlarla barış içinde yaşamış, onlara karşı hoşgörülü davranmış ve çatışmalardan kaçınmıştır. Onun yaşamı, müminlere farklılıkları kabul etme ve hoşgörü gösterme konusunda ilham verici bir örnektir. Davetinin hem Mekke hem de Medine döneminde kendisine karşı yapılan hakaret ve eziyetlere sabretmiştir. İslam’a davet ettiği Taiflilerin eziyetlerine karşı sabır ve tahammül göstermiş bununla da yetinmeyerek "Rabbim kavmimi bağışla onlar bilmiyorlar. Rabbim içlerinden inananlar çıkart” diye onlar için dua etmiştir.

Karşılaşılan meşakkatlere ve zorluklara direnç gösterme, tahammül etme ve dayanma gücü azaldığında inananlar bu dirençlerini güçlendirecek vesilelere başvurmalıdırlar. Mü’minin sabır ve tahammül direncini arttıracak önemli etkenlerden birisi de Allah’a olan teslimiyeti ve kulluktaki samimiyetidir: “Ey iman edenler, sabır ve namazla yardım isteyin! Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.”[5]

Tahammül bilinci ve ahlakının toplumda yaygınlaşmasının eğitimle sıkı bir bağı vardır. Toplumun her kesimi, özellikle de gençler, farklılıklara saygı duymayı ve hoşgörülü olmayı, karşılaştıkları zorluklara tahammül etme bilincini ve ahlakını öğrenmelidir. Eğitim kurumları, bu değerleri öğretme ve öğrencilere empati yeteneklerini geliştirme fırsatı sunma hususunda önemli bir araçtır. Bu araçlar insanlığa tahammül bilinci ve ahlaki değerler konusunda eşsiz bir rehberlikler sunabilecek olan peygamberlerin yaşamlarını ve onların örnek tutumlarını günümüz dünyasına da taşımakla yükümlüdürler. Tahammül, anlayış ve hoşgörüyle donanmış bir toplumun inşası için peygamberlerin öğretilerinden ilham almak asla vazgeçilmez bir geçekliktir. Ancak bu şekilde, insanlık daha adil, barışçıl ve sevgi dolu bir dünya inşa edebilir.

Şu gerçeği hiç unutmamak gerekir; hiçbir peygamber kendinden önceki peygamberi ne eleştirmiş ne getirdiği ilkeleri reddetmiş ne de onun söylemlerine tahammülsüzlük göstermiştir. Çünkü hepsinin beslendiği öğretinin kaynağı aynı idi. Bu nedenle Kur’an Hz. Peygamber’e şu muhteşem çağrıyı yaptırmıştır: “Ey Kitap Ehli! Gelin, sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkelerde buluşalım:

  • Allah’tan başka hiç kimseye kulluk-ibadet etmeyelim,
  • (Ne kadar Allah’a yakın ve saygıdeğer olursa olsun hiç kimseyi ve) Hiçbir şeyi tanrı mertebesine yüceltip ilâhlaştırarak Allah’a ortak koşmayalım.
  •  Allah’ın yanı sıra, içimizden birilerini her emrine kayıtsız şartsız itaat edilen efendiler ve Rabler edinmeyelim! …”[6]
  1. İbrahim 14/12

  2. İbrahim 14/13

  3. Buhârî, Tefsir: 3/173

  4. Al-i İmran 3/64

  5. Bakara 2/45, 153

  6. Al-i İmran 3/64

Word dosyasını indir →